umut etmeden. umutsuzluğa da düşmeden. |
|
|
Bu haftanın sponsoru Heltia (eski adıyla Salus) Heltia yetkin psikologlardan online terapi alabileceğiniz bir uygulama. Eğer siz de ilişkilerinizdeki sorunları çözmek, kendinizi daha iyi tanımak, daha doğru kariyer hedeflerine yönelmek gibi kritik konularda uzman desteğine ihtiyaç duyuyorsanız Heltia'yı indirip bir psikolog ile eşleşebilirsiniz. Üstelik tamamı ücretsiz olan, ihtiyaçlarınız için özel hazırlanmış içerik planı içerisinde çeşitli egzersizler, meditasyon, nefes ve farkındalık çalışmaları yaparak terapi almadığınız zamanlarda da gelişiminize devam edebilirsiniz. Eşleştiğiniz psikologla yapacağınız 15 dakikalık ön görüşme ücretsiz. Bu sayede terapistinize ihtiyaçlarınızı rahatlıkla anlatabilir ve terapiyle ilgili merak ettiklerinizi sorabilirsiniz. Sonrasında kredi alırken %20'ye varan indirim için “HUZURSUZ20” kodunu kullanabilirsiniz. Dilerseniz arkadaşlarınıza Heltia uygulamasından uzman görüşmeleri de hediye edebilirsiniz. Terapiye ilk adım, Yeni bir başlangıç paketi gibi farklı paketler arasından seçim yapabilirsiniz. |
|
|
Merhaba sevgili okuyucu, Seneca, zihnimizi ara sıra dinlenmesi gereken verimli bir tarlaya benzetir.
Gerçekten de, en parlak düşünceler baskı altında değil, gevşediğimiz anlarda doğar. Yürürken, duş alırken veya uyurken gelirler bize.
Bilim tarihi, yıllar boyu didinip de çözüme ulaşamayanların, vazgeçtiklerinden sonra ansızın gelen ilhamlarıyla doludur.
Amos Tversky ne güzel söyler: "Bazen kendimize bir saat harcamadığımız için yıllarımızı heba ederiz."
...
Ne var ki artık dinlenmeye tahammülümüz yok. Yazar Matthew Hussey’in despot iç sesi hakkında söyledikleri birçoğumuza tanıdık gelir:
“Kendimi acımasız bir programa mahkum etmeden, üretkenliğimi saniye saniye denetlemeden anlık neşe ve huzura layık olduğuma inanmakta zorlanıyorum. Neşe ve özşefkat, içimdeki bir zalim tarafından yasaklanıyor. Ancak gün boyu yeterince yıprandığıma kanaat getirince bana bir lütuf gibi sunuluyor:
‘Tamam, yatmadan önce ona yarım saatlik huzur ver. Ama unutma, yarın yeniden başlayacağız.’”
... Kendimize ayıracağımız o küçücük zaman bile bazılarımıza lüks gelir. Gün boyu çalışmış, evin yükünü taşımış, çocuklarla uğraşmak zorunda kalmış biri bile kendisine ayıracağı zamanı israf olarak algılayabilir. Yatmaya yakın, son enerjisiyle bitmek bilmeyen yapılacaklar listesinden bir madde daha işaretlemeye çalışır. Ama bu, baştan kaybedilmiş bir savaştır, çünkü yükü en başından beri yapabileceklerinden çok daha fazladır. Ve gece, başardıklarının gururu değil, yetiştiremediklerinin suçluluğuyla kapanır. Sabah, dinlenmiş bir ruh değil, ertesi güne taşınan yorgunlukla uyanır. ... Hartmut Rosa, kendimizi durmaksızın bir uğraştan diğerine atmamızı hızlanma ve rekabetle açıklar. Kapitalizm, bireyi bir yatırım aracına, zamanı ise en değerli hammaddeye dönüştürür: “Kendime yatırım yapıyorum,” “Çocuğuma yatırım yapıyorum” gibi cümleleri sık sık kullanırız. Modern hayatta birçok kişi için durmak, bu yatırımdan vazgeçmek olarak algılanır. Hele sosyal medyada herkesin hızla ilerlediğini görünce, geride kalıyormuş gibi hissederiz. Oliver Burkeman’ın dediği gibi, tarihte ilk kez, soluksuz çalışmak bir yük olmaktan çıkıp, böbürlenme kaynağına dönüşür. |
|
|
Özel olma hissinin baskısı Zaman hammaddeye dönüşünce “boş vakit” de anlamını yitirir. İçimizdeki despot, her anı geleceğe yatırım yapmaya zorlar. İlle de bir amaç, bir performans gereklidir. Burkeman’ın mizahi anlatımıyla: Kişi, mahallesinde huzurla bir tur atmaz ama her yıl maratona hazırlanır. Bizi rahatlatması gereken spor, dans, kitap okumak ve hatta tatil bile artık bir performans gösterisine dönüşür; kendimizi sürekli ölçüp başkalarıyla kıyaslarız.
... Zaman hammaddeye dönüşünce, her şeyin zamansal bir fiyatı olur. İçimizdeki despot, hiç susmaz; kulağımıza hep aynı soruları fısıldar: “Ebeveynlerini ziyaret etmek zaman harcamaya değer mi?” “Arkadaşının derdini dinlemek bu zamana değer mi?” “Şöylece oturup dinlenmek gerçekten gerekli mi?”
Erich Fromm, dinlenmeyi bilmeyen toplumları sağlıksız olarak nitelerken Marx’ın sözleriyle bizi uyarır:
“Artık zaman her şeydir, insansa hiçbir şey. İnsan, zamanın cesedini taşır.”
... Zaman hammaddeye dönüşünce, kazanca dönüşmeyen her faaliyet göz ardı edilir.
Ev temizlemek, yemek pişirmek, çocuk bakmak—kazanç getirmeyen her şey değersizdir.
Ama tarihçi Katrine Marçal’ın dediği gibi, bu görünmez işleri yapan bir kadın mutlaka vardır:
“Ekonomideki gerçek görünmez el, Adam Smith’lerin yemeklerini pişirmekle meşguldür.”
Ama bunları yapan kadınlar, yine de günü “hiçbir şey yapmadan” geçirdiklerini sanarak suçlulukla kapatırlar.
... Byung-Chul Han’a göre, bizi kurtaracak olan yorgunluğumuzu ve sınırlarımızı kabul etmektir. Dinlenme zamanlarında kendimizi vurduğumuz kamçıyı bırakmaya alışmalıyız. Köklerimizin bakımı ve ruhumuzun tamiratı için dinlenmeyi hatırlamalıyız. Köklerimiz güçlenmeli ki, bu hız çağında savrulmadan durabilelim; belirsizliğin içinde filizlenen doğru yanıtları duyabilelim.
Yoksa, kendimiz için bir saat harcamayarak yıllarımızı heba ederiz.
Kaynaklar: Seneca - On Leisure Hartmut Rosa - Yabancılaşma ve Hızlanma Oliver Burkeman - Four Thosand Weeks Byung-Chul Han - Yorgunluk Toplumu Eric Fromm - Sağlıklı Toplum Katrine Marçal - Adam Smith'in Yemeğini Pişiren Kimdi? Karl Marx - Felsefenin Sefaleti Michael Lewis - The Undoing Project Matthew Hussey - Love Life |
|
|
Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim?'i internetten sipariş edebileceğiniz bazı siteler: Can Yayınları D&R Trendyol Kitapyurdu Hepsiburada Not: Bildiğim kadarıyla kitapyurdu yurt dışına da gönderiyor. Küçük bir rica: Kitabı okuduktan sonra, okuma deneyiminizi paylaşmak için D&R, Amazon, Ekşi Sözlük gibi ilgili sitelerde yorum yapıp puan verirseniz daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Şimdiden teşekkür ederim :) |
|
|
KENDİME NOTLAR Üstümüze boca edilmiş üretkenlik telaşı hakkında sık sık yazmama rağmen, ben de ara ara kendimin suyunu sıkmadığım için suçluluk duyuyorum. Ama geçen seneden beri bu konuda daha rahatım. Bir yandan kitap yazmaya çalışırken diğer yandan da koçluk görüşmeleri yapıyordum. Bu görüşmeler ilgimi çektiği için hiç de yorulmuş hissetmiyordum. Gece olunca da yorulmadığımı zannedip yeni bir diziye veya kitaba başlamaya çalışıyordum. Ama olmuyordu, dikkatimi toparlayamıyordum. Hatta ilk başlarda bunu öfkeyke karşılamıştım ve bu öfkeyi biraz kaşıdığımda gençlikten uzaklaşıyor olmamın hayal kırıklığını bulmuştum. Ancak sonra, bu görüşmelerde bilişsel olarak ne kadar yorulduğumu fark ettim. Sonuçta saatlerce odaklanarak dinliyor, notlar alıyor, yorum laryapıyor ve yaptığım yorumların karşımdaki insana olan etkilerini ölçüyordum. Her görüşme benim için puzzle’a dönüşüyordu, görüşme sonrasında zihnim yeni yollar arıyordu. Geceleri kendimi rahat bırakmaya karar verdim. Geçen seneden beri artık yeni dizi filan yok. Yıllardır oynadığım mobil oyun “Stormbound” ve bilgisayarda Socrates - Londra Merkez eski bölümler açık. Bir buçuk yıldır neredeyse her gecenin son saatleri böyle geçiyor. Zaten bu nedenle kitabın son sayfasında Socrates’e ve Londra Merkez’e teşekkür ettim. Sürekli “olm şu saati okumaya ayırsam, şu kadar kitap okurdum vs” diye düşünceler geliyor ama atlatıyorum. Çünkü böyle dinlenyorum. Aynısı yazmak için de geçerli. Eskiden konu bulayım diye çok uğraşırdım. Artık nasılsa gelir diyorum. Geçenlerde finans yazarı Morgan Housel’ın bir röportajına denk geldim. Haftada bir gün yazı yazdığını söylüyordu. Çünkü, diyordu, iyi fikirler hiç masa başında gelmiyor. Yürürken veya koşu bandında geliyor. Ben de kendime eposta atıyorum.” Ben de yürüyorum, dolanıyorum, alakasız şeyler izliyorum. Bazen bir konu - proje hakkında günlerce, hatta haftalarca tıkandığım oluyor ama paniğe kapılmıyorum. Her defasında hiç beklemediğim bir anda aradığım yanıt geliyor ve hızlı bir şekilde kendime not atıyorum.
... Ayrıca bugünkü yazı vesilesiyle bana kalsa hayatta aklıma gelmeyecek yüzlerce işi kotaran sevgili eşim Dicle'ye de minnetlerimi sunuyorum. Sık sık öne sürdüğü gibi evde tek başıma kalsaydım muhtemelen ölmezdim ama yaşar mıydım emin değilim. ❤ |
|
|
KOÇLUK HAKKINDA Yaşam koçluğu için görüşmelerim devam ediyor.
Verilen bilgilerde yazım yanlışları olabiliyor. Eğer üç aydan fazla olmuşsa formu yeniden gönderebilirsin. Sen de motivasyon, yaratıcılık, düşünce hatalarını giderme, stres yönetimi ve hedef belirleme gibi konularda verdiğim yaşam koçluğu hizmetiyle ilgili görüşme yapmak istiyorsan formu doldurabilirsin. |
|
|
Önemli hatırlatma: Epostada iletiler sığmadığında sol aşağı köşede "Tüm iletiyi görüntüle" sekmesi bulunur. Oraya tıkladığında epostanın devamını okuyabilirsin. Abonelikten çıkmak içinse, açılan uzun epostanın altındaki bağlantıya tıklayabilirsin. |
|
|
HELTİA BLOG'DAN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM Her hafta sponsorumuz Heltia Blog'dan sizin için içerikler seçiyorum. İlk içeriğimiz olan Uzman Dr. Cansu Mert Adikti onaylı makalede takıntılı dopamin bağımlılığı hakkında bilgi edinebilirsiniz: Kendiniz ya da bir başkası için dopamin bağımlılığından şüpheleniyorsanız bazı belirtilere dikkat etmenizde fayda var: Kas krampları, Sindirim sistemi bozuklukları, Uyku dengesizlikleri, Normalden daha yavaş hareket etmek veya konuşmak, Sürekli yorgun ve umutsuz hissetmek, Mod düşüklüğü yaşamak, Cinsel dürtüde azalma, Halüsinasyon görmek, Dikkat eksikliği. İkinci içeriğimizde ise işe gitmekle ilgili yaşadığımız sıkıntıları ve çözümlerini öğrenebilirsiniz: Bazı durumlarda farklı yöntemlere başvurmanıza rağmen "İşe gitmek istemiyorum." düşüncesi zihninizi meşgul etmeye devam edebilir. Bu durumun belirli bir süre devam etmesi, çalıştığınız işin sizin için doğru iş olmadığı anlamına gelebilir. İş değişikliği yapmayı planlamak bu aşamada sorununuza çözüm olabilir. Bahsedeceğimiz sorular üzerine düşünmek eyleme geçmeden önce size yardımcı olabilir: Mevcut işinizde neleri seviyorsunuz, neleri sevmiyorsunuz? Kariyer planınızı yeniden düzenleyecek olsaydınız aynı sektörde mi kalmak isterdiniz, farklı bir sektöre geçmek mi daha iyi olurdu? Becerilerinize ve isteklerinize uygun hangi işleri yapabilirsiniz? Profesyonel bağlantılarınızla iletişime geçerek onlardan iş değişikliğiyle ilgili nasıl destek alabilirsiniz? |
|
|
| | Dopamin Bağımlılığı Nedir, Nasıl Geçer? | | |
|
| | İşe Gitmek İstememe Psikolojisi Nasıl Geçer? | | |
|
|
Eğer Huzursuz Bülten’e sponsor olmak veya Huzursuz Beyin ile işbirliği yapmak isterseniz detayları konuşmak için Özge’ye ulaşabilirsiniz: Eposta: ozge@sociabrand.com Telefon/Whatsapp: 555 416 03 69 |
|
|
BİLGELİK ÇEMBERİ Bireyin kendi varlığı ile ilgili olarak edindiği izlenimler, başkalarının onun için düşündükleri ve söylediklerinin bir sonucudur. Bu hemen hemen herkes için böyledir. Fakat bazı insanlar için, kendi varlıkları o denli başkalarına bağlıdır ki bu bireyler, başkaları etrafta olmadığı takdirde benliklerini tamamen yitireceklerine inanırlar. Kumun üzerinde her yöne doğru yayılan dalgalar gibi, kişilik olgularının da darmadağın olacağına kesin gözüyle bakarlar. İster inanın ister inanmayın, aslında pek çok insan bir anlamda kördür: Yollarını ancak çevrelerindeki birçok nesneye dokunarak bulabilirler. - Rollo May, Kendini Arayan İnsan Ayrıca bir anket yaptım: Dinlendiğimde bir şey yapmadığım için suçluluk duyuyorum. 1167 kişi "Sık sık" 743 kişi "Bazen" 307 kişi "Nadiren" 251 kişi "Hiç"
|
|
|
🙏 Küçük bir rica: "Huzursuz için ne yapabilirim?" diyorsanız, Instagram, video dışındaki içerikleri çok az kişiye gösterdiği için Instagram'daki içeriklerimi beğenir ve paylaşırsanız çok sevinirim. |
|
|
SİZDEN GELENLER Aslı Hanım sordu: Merhaba sevgili Huzursuz Beyin, Bir soru sor dedin, hızlıca sayfana baktım da sürekli bir değişime vurgu var düşündüm de bunun yerinde bir soru olduğuna karar verdim. Neden sürekli değişmek istiyoruz da gelişmek istemiyoruz? Gelişmek; nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. (canlılar) serpilip büyümek, boy atıp yetişmek. 2. (bir konu, durum, olay vb.) ileriye doğru değişmek, iyiye gitmek, olgunlaşmak, genişlemek, ilerlemek. Değişmek : nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. biçimini ya da durumunu değiştirmek, bir başka biçime ya da duruma girmek. 2. yerine başka bir kimse ya da şey gelmek ya da kendinde değişiklik yapmak Biz seni gerekçe ile okuyacağız :) Yanıt: Ben de ara ara düşünüyorum. Sanırım bunun nedeni değişimin hem nötr, hem de daha kapsayıcı olması. Değişimi zaten genellikle gelişmek için isteriz. Bu nedenle “kişisel gelişim” diye kitap türleri çıkıyor ve hayatımızı, alışkanlıklarımızı, ilişkilerimizi nasıl değiştirebileceğimizi anlatıyor. Düşününce, Neden Böyleyim Nasıl Değişirim’de kendime verdiğim ilk görev, özellikle hayatımızın erken dönemlerinde yaşadığımız deneyimlerin gerçeklik algımızı nasıl değiştirdiğini açıklamaktı. İkinci görev ise, bu çarpık perspektifi nasıl değişrtirebileceğimizi anlatmaktı. Kitabın ismini “Neden Böyleyim, Nasıl Gelişebilirim,” koysaydım çok acı çekerdim. Çünkü gelişmek zorunda olmadığımıza inanıyorum. Ama çevreden gelen trilyonlarca sinyalle etkileşime giren canlılar olarak değişmemiz zaten kaçınılmaz, benim amacım bu değişimi biraz daha iradeyle ve amaçlıca gerçekleştirmek için açıklamalar ve ipuçları sunmaktı. Gelişmek ve ilerlemek sözcükleri yerine daha çok genişlemek ve serpilmek sözcüklerini kullanmayı seçiyorum. Sözcüklerin kendileriyle ilgili bir problemim yok ama gündelik hayatta karşıma çıkışları noktasında rahatsızım. Bugünkü yazıda da biraz değindiğim gibi, modern zamanın baskı aracına dönüşüyorlar. |
|
|
ÜÇ ŞEY Bu hafta okuduğum üç şey: Seneca - Ruh Dinginliği Üzerine Herbert Marcuse - Tek Boyutlu İnsan Henry David Thoreau - Life Without Principle
Bu hafta dinlediğim üç şey: Bu hafta izlediğim üç şey: |
|
|
Bu haftanın bilgeliği pek sevgili Matthieu Ricard'tan: İşler her zaman umduğunuz gibi gitmemiş olsa da, insan kendine, "Pişman değilim, kendi sınırlarım içinde elimden gelenin en iyisini yaptım" diyebilmelidir. |
|
|
Sevgili okuyucu, Umarım bülten bir yerden dokunur, ilham olur. Sevgiler, huzurlu haftalar. Huzursuz Beyin Emre Özarslan |
|
|
|
|